esinozlem hakkimda logolu Nazolabial Dolgu
Op. Dr. Esin Özlem Atmış

Nazolabial Dolgu , doğal görünümünüzü koruyarak daha genç, sağlıklı ve canlı bir görünüm elde etmenizi sağlayan güvenli ve etkili bir uygulamadır. Kişiye özel planlama ile estetik beklentilerinizi en iyi şekilde karşılamayı hedefliyoruz.

Nazolabial Dolgu fiyatları, tedavi süreci ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler için yazımızın devamını okuyabilirsiniz.

Hakkımda Randevu Oluştur

Nazolabial kıvrımlar yüzün doğal yapısında burundan ağız köşelerine uzanan çizgilerdir ve zamanla belirginleşerek yorgun bir görünüm oluşturabilir. Bu durum hyaluronik asit bazlı dermal dolgu tedavisi ile etkili bir şekilde düzeltilebilir. Hyaluronik asit ciltte doğal olarak bulunan bir madde olup hacim kazandırma ve nem tutma özellikleri sayesinde estetik görünümü iyileştirir. Tedavi genellikle kısa sürede tamamlanır ve sonuçlar doğal bir görünüm sunar. Minimal invaziv bir yöntem olan bu uygulama yan etkiler açısından güvenlidir ve etkileri genellikle 12 ay boyunca devam eder. Bu yöntem yaşlanma belirtilerini azaltarak hastaların kendilerini daha genç ve canlı hissetmelerini sağlar.

7/24 WhatsApp İçin Tıklayın!

7/24 WhatsApp İçin Tıklayın!

    *En iyi şekilde geri dönüş yapabilmemiz için tüm alanları doldurmanızı öneririz.

    Nazolabial Dolgu Nedir?

    Nazolabial dolgu tedavisinin geçmişi estetik tıpta yaşanan önemli gelişmelerle şekillenmiştir. Yüz anatomisinin daha iyi anlaşılması yaşlanma süreçlerinin derinlemesine incelenmesi ve biyouyumlu dolgu malzemelerinin geliştirilmesi bu alandaki yeniliklerin temel taşlarını oluşturmuştur.

    Nazolabial dolgu uygulamaları 20. yüzyılın ortalarında sığır kolajeni bazlı malzemelerin kullanılmasıyla başlamıştır. Kolajen cildin doğal yapısını destekleyen bir protein olarak bu dönemde oldukça popülerdi. Ancak kolajenin hızla parçalanması ve alerjik reaksiyon riski bu tedavilerin yaygınlaşmasını kısıtlamıştır. Enjeksiyon öncesi alerji testlerinin zorunlu olması süreci hem daha karmaşık hem de daha az öngörülebilir hale getirmiştir.

    1990’lı yıllarda hyaluronik asit (HA) bazlı dolguların geliştirilmesi estetik tıp alanında devrim yaratmıştır. HA ciltte doğal olarak bulunan ve nem tutma kapasitesiyle bilinen bir madde olarak yüksek biyouyumluluğu sayesinde güvenli bir alternatif sunmuştur. Alerji testi gerektirmemesi ve etkilerinin kolajene kıyasla daha uzun sürmesi HA dolgularını nazolabial çizgi tedavisinde en sık tercih edilen yöntem haline getirmiştir.

    2000’li yıllarda cildin kendi kolajen üretimini teşvik eden biyostimülatör dolgular ortaya çıkmıştır. Kalsiyum hidroksiapatit (CaHA) ve poli-L-laktik asit (PLLA) gibi malzemeler yalnızca hacim sağlamamakta aynı zamanda cildin yapısını uzun vadede iyileştirmektedir. Bu dolguların etkilerinin bir yıldan uzun sürmesi hasta memnuniyetini artıran bir diğer önemli faktördür.

    Günümüzde nazolabial dolgu tedavileri bütüncül bir yaklaşımla yüzün genel estetik yapısı içinde ele alınmaktadır. HA dolguları gibi yenilikçi malzemeler ve gelişmiş enjeksiyon teknikleri sayesinde doğal ve uzun süreli sonuçlar elde edilmektedir. Araştırmalar bu alandaki gelişmelerin hızla devam edeceğini göstermektedir.

    Nazolabial Dolgu Kimler İçin Uygundur?

    Nazolabial dolgu yaşlanma belirtilerini hafifletmek yüz konturlarını iyileştirmek ve doğal bir gençlik görünümü elde etmek isteyen geniş bir hasta grubuna uygundur. Zamanla ciltteki kollajen kaybı ve deri altı yağ dokusunun azalması nazolabial kıvrımların belirginleşmesine neden olur. Bu durum özellikle 30 yaş üstü bireylerde sık görülür ve dolgu uygulamaları bu görünümün düzeltilmesi için etkili bir seçenektir.

    Nazolabial dolgu tedavisi yalnızca estetik kaygıları olan bireyler için değil aynı zamanda doğumsal veya kazanılmış yüz asimetrisini düzeltmek isteyen hastalar için de uygundur. Doğal bir denge ve uyum sağlamak amacıyla dolgu tedavileri yüzün farklı bölgelerindeki hacim kaybını gidererek daha simetrik bir görünüm elde etmeye yardımcı olur.

    Ayrıca cerrahi müdahale istemeyen veya minimal invaziv seçenekler arayan bireyler için nazolabial dolgu ideal bir alternatiftir. Bu yöntem yüz germe gibi daha invaziv işlemlerden kaçınmak isteyen hastalara hızlı ve güvenli bir çözüm sunar.

    HIV’e bağlı yüz lipoatrofisi yaşayan hastalar veya travma sonrası yüz konturunda deformasyon meydana gelen bireyler de nazolabial dolgu tedavisinden fayda görebilir. Hyaluronik asit bazlı dolgular yalnızca hacim kazandırmakla kalmaz aynı zamanda cildi nemlendirerek daha sağlıklı ve genç bir görünüm sağlar.

    Detaylı bilgi ve randevu için iletişime geçin!

    Nazolabial Dolgu Kimler İçin Uygun Değildir?

    Nazolabial dolgu tedavisi estetik görünümün iyileştirilmesinde etkili bir yöntem olmakla birlikte bazı durumlarda uygulanması uygun olmayabilir. Ciddi alerji veya anafilaksi öyküsü olan hastalarda dolgu maddelerine karşı aşırı duyarlılık reaksiyonları gelişebileceğinden bu tür hastalar tedaviye aday değildir. Ayrıca enjeksiyon bölgesinde aktif enfeksiyon veya inflamasyon bulunması durumunda işlem ertelenmeli enfeksiyon tamamen iyileştikten sonra değerlendirilmelidir.

    Hamilelik ve emzirme dönemlerinde hyaluronik asit bazlı dolguların güvenliği yeterince araştırılmamıştır. Bu nedenle bu özel dönemlerde tedavi önerilmez. Kanama bozuklukları veya antikoagülan tedavi alan hastalarda da dikkatli olunmalıdır; bu bireylerde morarma ve hematom riski artabilir. Bu durum mutlak bir engel teşkil etmese de işlem öncesinde detaylı bir risk değerlendirmesi yapılmalıdır.

    Otoimmün hastalığı olan bireylerde dermal dolgulara öngörülemeyen reaksiyonlar gelişebilir. Aynı şekilde keloid veya hipertrofik skar geçmişi olan hastalarda da enjeksiyon sonrası skar oluşumu riski artabileceğinden dikkatle yaklaşılmalıdır. Daha önce kozmetik işlemler uygulanmış bölgelerde mevcut dolgu maddelerinin varlığı komplikasyon riskini artırabilir; bu nedenle detaylı bir geçmiş alınması şarttır.

    Psikolojik açıdan gerçekçi beklentilere sahip olmayan hastalar da uygun adaylar arasında yer almaz. Tedaviye başlamadan önce kişinin beklentileri ve işlem sonuçları konusunda açık ve dürüst bir iletişim sağlanmalıdır.

    Nazolabial Dolgu Nasıl Uygulanır?

    Nazolabial dolgu tedavisi yüz anatomisini detaylı bir şekilde değerlendirerek başlar. İlk olarak uygulayıcı hastanın tıbbi geçmişini inceler yüzün simetri ve hacim özelliklerini analiz eder ve nazolabial kıvrımların derinliğini belirler. Tedavi planı hastanın ihtiyaçlarına uygun dolgu türü ve miktarını içerecek şekilde özelleştirilir. İşlem öncesi fotoğraflar tedavi sonuçlarını daha iyi değerlendirmek için çekilebilir.

    İşlemden önce tedavi edilecek alan antibakteriyel bir ajanla temizlenir. Hastanın konforunu sağlamak amacıyla genellikle topikal anestezik kremler uygulanır. Bazı durumlarda işlem sırasında ağrıyı en aza indiren lidokain içeren dolgu maddeleri tercih edilir. Daha derin enjeksiyonlarda lokal anestezik uygulaması da gerekebilir.

    Enjeksiyon teknikleri dolgunun etkili ve güvenli bir şekilde uygulanması için hastanın ihtiyacına göre seçilir. En yaygın tekniklerden biri doğrusal iplik yöntemidir; bu yöntemde dolgu iğne geri çekilirken doğrusal bir şekilde yerleştirilir. Seri delik yöntemi daha geniş alanların eşit şekilde doldurulmasını sağlarken yelpaze yöntemi tek bir giriş noktasından geniş bir bölgeyi kapsar. Dolgunun enjekte edileceği derinlik istenen sonuçlara ve kullanılan dolgu türüne göre değişir. Hyaluronik asit dolguları genellikle orta ila derin dermis tabakasına uygulanır.

    Tedavide yüz simetrisini korumak temel hedeflerden biridir. Uygulayıcı her iki tarafın dolgu ihtiyacını ayrı ayrı değerlendirir ve doğal bir görünüm için dengeli miktarda dolgu uygular. Aşırı dolgu yapılmasından kaçınılır; gerektiğinde takip seansları planlanarak optimum sonuçlar sağlanır.

    Nazolabial Dolgu Ne Kadar Başarılı?

    Nazolabial dolgu tedavilerinin başarısı objektif ve hasta memnuniyetine dayalı ölçüm yöntemleriyle değerlendirilmektedir. En sık kullanılan ölçekler arasında Kırışıklık Şiddeti Değerlendirme Ölçeği (Wrinkle Severity Rating Scale WSRS) ve Küresel Estetik İyileşme Ölçeği (Global Aesthetic Improvement Scale GAIS) bulunmaktadır. Bu ölçekler tedavi sonrası kırışıklık şiddetindeki azalmayı ve hastaların estetik sonuçlara yönelik algısını değerlendirmede önemli bir yer tutar.

    Yapılan klinik çalışmalar hyaluronik asit (HA) bazlı dolgu maddelerinin nazolabial kıvrımların düzeltilmesinde oldukça etkili olduğunu göstermektedir. Bir sistematik derleme ve meta-analiz tedavi sonrası WSRS skorlarında anlamlı bir azalma olduğunu ortaya koymuştur. Tedaviden bir ay sonra ortalama WSRS skoru 3.23’ten 1.79’a düşerken altı ay sonunda 2.02 ve on iki ay sonunda 2.46 olarak kaydedilmiştir. Bu bulgular tedavinin kısa ve orta vadede başarılı sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde GAIS skorları da tedavinin estetik iyileşme algısını olumlu yönde etkilediğini işaret etmektedir. Ancak on iki ay sonunda skorların gerilemesi etkinin devamı için düzenli aralıklarla tekrar uygulama gerekebileceğini düşündürmektedir.

    Farklı dolgu materyalleri karşılaştırıldığında HA dolguların güvenilirliği ve etkinliği ön plana çıkmaktadır. HA dolgular poli-L-laktik asit (PLLA) ve kollajen bazlı dolgulara kıyasla hem daha hızlı etkiler hem de daha düşük yan etki oranları sunmaktadır. Ayrıca HA dolguların doğal ve estetik sonuçlar sağladığı hasta memnuniyetini artırdığı bildirilmektedir.

    Nazolabial dolgu tedavilerinde güvenlik de önemlidir. Ortalama komplikasyon oranı oldukça düşüktür (%0.58). Yan etkiler genellikle hafif ve geçici niteliktedir. Tedavi sonrası düzensizlik, hassasiyet, şişlik ve morluk gibi etkiler birkaç gün içinde kaybolur. HA dolgular nodül oluşumu riskinin düşük olması nedeniyle güvenlik açısından da tercih edilmektedir.

    Nazolabial Dolgu Sonrası Bakım Nasıl Olmalı?

    Nazolabial dolgu tedavisi sonrası bakım tedavi sonuçlarının uzun süreli ve başarılı olabilmesi için büyük önem taşır. İlk 24-48 saat boyunca tedavi edilen bölgeye dokunmaktan masaj yapmaktan veya baskı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Bu süre zarfında dolgunun yerinden kayması veya asimetrik bir görünüm oluşma riski önlenir. Şişlik ve morarmayı en aza indirmek için soğuk kompres uygulanabilir ancak buzun ciltle direkt temasından kaçınılmalı bir bezle sarılarak kullanılması önerilir.

    Uyku sırasında başın yüksekte tutulması şişliğin azalmasına destek olur. Bunun için ekstra bir yastık kullanabilir veya yarı oturur pozisyonda uyuyabilirsiniz. Yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınmak da önemli bir diğer noktadır; bu tür aktiviteler bölgeye kan akışını artırarak istenmeyen şişliklere yol açabilir.

    Tedavi sonrası güneş ışığı sauna veya sıcak banyolar gibi yüksek ısıya maruz kalmak şişlik ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu durumdan korunmak için ilk 48 saat boyunca sıcak ortam ve güneş ışığından uzak durulmalıdır. Ayrıca alkol ve kan sulandırıcı ilaçlar kullanımı morarma riskini artırabileceğinden tedavi sonrası bu maddelerden kaçınılması önerilir.

    Herhangi bir komplikasyon belirtisi örneğin şiddetli ağrı, renk değişikliği, kızarıklık veya enfeksiyon işaretleri görülürse hastaların gecikmeden bir sağlık profesyoneline başvurması gerekir.